+ Üye Ol
? Parola Hatırlat
• DOMOTEX Turkey, halı üreticileri için Avrasya'nın lider ticaret platformu         |       • GAGİAD BAYRAĞINI ÖZDURAK, TEZEL’E DEVRETTİ         |       • KONUKOĞLU’NDAN GAZİANTEP’E YENİ OSB MÜJDESİ         |       • “GAZİANTEP’İN KARDEŞ PAZARLARDAKİ ETKİSİ ARTIYOR”         |       • METİN AĞABEY DUALARLA         |       • “TÜRKİYE, BÜYÜME İÇİN ÖZEL SEKTÖRÜN ÖNÜNÜ AÇMALI”          |       • “DOMOTEX TURKEY ÖNEMLİ KATMA DEĞER SAĞLAYACAK”         |       • “SEKTÖRE 1 MİLYAR DOLARLIK CİRO SAĞLAMAYI HEDEFLİYORUZ”         |       • “HUBUBAT İHRACATINDA ORTADOĞU BİRİNCİ SIRADA”         |       • “MÜSİAD İNANAN BİR AVUÇ İNSANIN ÇABASI İLE KURULDU”         |       • NTO İTALYA PAZARINI KEŞFE ÇIKTI         |       • BAŞKAN GENǒTEN 14 ALTIN ÖNERİ         |       • "BİRLİKTELİK OLURSA ÇARKLAR DAHA HIZLI DÖNER"         |       • RECEP ALTEPE 4'ÜNCÜ KEZ MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANI         |       • SAMSUN CANİK BELEDİYESİNDEN ORTADOĞU BUSINESS’E ÖDÜL         |       
      ANASAYFA             GÜNCEL HABER             POLİTİKA             EKONOMİ             SPOR             YAŞAM             KÜLTÜR & SANAT      
Röportaj
 
. TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN EĞİTİMCİLERİ, CUMHURİYETİN 100. YILINDA EĞİTİM SİSTEMİNİ ANLATTILAR…

Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mete Cengiz, her konuya bilimsel yaklaşmanın ve bilimsel verilerle geleceğe bakmanın çağdaş dünyanın vazgeçilmez bir metodu haline geldiğini söyledi.

BURSA – Özel Bursa Kültür Okulları’nın ‘2023’ün Lisesine Üç Boyutlu Bir Bakış Paneli’ ile Türkiye’de 10 yıl sonraki eğitim sisteminin sorunlarının tartışıldığı panelle masaya yatırıldı. Panelin 1. Oturumu, ODTÜ emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fersun Paykoç’un başkanlığında yapıldı.  ‘Öğretim, Yönetim ve Denetim’ başlıklı oturumda Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Altun, Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Çepni sunumlarını gerçekleştirdiler.

Panelin 2. Oturumu ise Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal’ın başkanlığında yapıldı. Fiziksel Koşullar ve Donanım Başlığı altında yapılan oturumda Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alipaşa Ayas, Özel Bursa Kültür Okulları Kurucusu Zafer Bulut, Sosyal ve Psikolojik Koşullar başlığı altında ODTÜ emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fersun Paykoç ve Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Naci Cangül sunumlarını gerçekleştirdi.

Özel Bursa Kültür Okulları’nın Cumhuriyet’in 100. yılında liselerin sorunlarının ne olacağı üzerine gerçekleştirilen ‘2023’ün Lisesine Üç Boyutlu Bir Bakış Paneli’ Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mete Cengiz, İl Milli Eğitim Müdür Atilla Gülsar ve Türkiye’de bulunan üniversitelerden gelen akademisyenlerin katılımı ile gerçekleştirildi. Açılış konuşmasında geleceğin lisesinin sorunlarının tartışılacağı böyle bir toplantının, geleceğin üniversitelerinde başarıyı arttıracağından üniversiteleri de ilgilendirdiğini belirten Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mete Cengiz, her konuya bilimsel yaklaşmanın ve bilimsel verilerle geleceğe bakmanın çağdaş dünyanın vazgeçilmez bir metodu haline geldiğini söyledi.

Bursa’nın ve Türkiye’nin seçkin kurumlarından Özel Bursa Kültür Okulları’nda eğitim adına düzenlenen bu geniş kapsamlı panele Uludağ Üniversitesi olarak destek vermekten memnuniyet duyduklarını ifade eden Cengiz, “Üniversitemiz kendisin her zaman toplumun bir parçası olarak görmekte, topluma sunulacak hizmetlere katkı koymak için kendisini yükümlü saymaktadır. Ünlü gelecek bilimci Alvin Toffler içinde yaşadığımız bilgi çağını, sanayi devrimlerinden sonra üçüncü dalga değişim olarak belirtir. Günümüzde üretimde, aile ilişkilerinde, iktidar ilişkilerinde ve günlük yaşamda büyük bir değişim yaşanmaktadır. Bilimsel gelişmelerin ulaştığı hız bizzat, bilimsel disiplinleri de yeni bakış açılarına yönetmektedir” dedi.

PROF. DR. METE CENGİZ , “BİLGİNİN BAŞ DÖNDÜRÜCÜ BİR BİÇİMDE YENİLENMESİ, EĞİTİM OLGUSUNA YENİ BİR FELSEFE İLE YAKLAŞILMASI GEREK”
Cumhuriyetin 100. yılının anlamlı bir şekilde hedef koyulduğu ‘2023’ün Lisesine Üç Boyutlu Bir Bakış Paneli’nin öznesinin eğitim olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz, “Büyük Atatürk’ün dediği gibi milletleri hür yapan da esaret içine sokan da uyguladığı eğitim sistemidir. Gerçek yol göstericinin bilim olduğu bir anlayış dünyaya ayak uyduracak kuşaklarımızın yetişmesi için elbette zorunluluktur. Çağdaş eğitimin öngördüğü insan modeli, üretken, verimliliği yüksek, teknolojik bilgisi gelişmiş bir bireyin yetiştirilmesine dayalıdır. Bireyin artan önemi, daha fazla bilgiyi ve aklın önemini beraberinde getirmiştir” diye konuştu.

Bilginin baş döndürücü bir biçimde yenilenmesinin, eğitim olgusuna yeni bir felsefe ile yaklaşılmasının gerekmekte olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mete Cengiz, “Bilimsel temele dayalı, kaliteli eğitim gören her birey, insana verilen değeri tam olarak benimseyecek, diğer insanlarla iletişim kurmadaki duyarlılığı ve becerileri geliştirecektir. Bu sistem içinde birey, birey olmanın gerekliliği, erdemli bir topluma ulaşmanın duyarlılığı düşüncesi içinde yetişecektir. Gelecekteki eğitim sisteminin en önemli hedefi ‘bilgiyi aktarmak değil’ , ‘öğrenmeyi öğretmek’ olacaktır. Öğrenmeyi öğrenen ve bundan zevk alan insanın, yaşam boyu bilgi birikimini arttırmak istemesinden daha doğal bir şey olmayacaktır. Geleceğin eğitiminin bir diğer ortak hedefi de bireyi grup çalışmalarına yöneltmesidir. Uyum, işbirliği, paylaşma, karara varma gibi konularda başarılı olabilmek için grupla çalışabilme becerilerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır” diye konuştu.

ZAFER BULUT , “GELECEĞE IŞIK TUTMAK İÇİN YARININ SORUNLARI BUGÜNDEN TESPİT EDİLMELİDİR”
Özel Bursa Kültür Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Bulut, özel okulların maddi rant kaygısından çıkarılmasının gerektiğini belirterek, Türkiye’de eğitimin daha verimli hale getirilmesi için ortak hareketle 4 ay da bir eğitimin sorunları ile ilgili konuların tartışıldığı panellerin düzenlenmesini öngördüklerini söyledi. İlkokullarda kazanılan başarının liselerde de kazanılması için 2023 yılının lisesinin sorunlarının şimdiden tespit edilmesi gerektiğini dile getiren Zafer Bulut, “‘2023’ün Lisesine Üç Boyutlu Bir Bakış Paneli’ düzenlemek için üniversitemizden yardım istedik. Onlarda bu çalışmanın içerisinde yer almayı kabul ettiler. Bugün Türkiye’nin dört üniversitesinden katılımcılarımız ile panelimizde gelecekteki liselerimizin sorunlarının tespiti üzerine çalışacağız. Bu projeksiyonlar bizim geleceğimizi aydınlatacaktır. ‘Neden 2023 lisesi’ diye sormuş olabilirsiniz.  Biz bugünden 14 yıl sonraki sorunları tartışmalıyız ki eğitimde geri kalmayalım. Ama bu demek değil ki bugünün sorunlarını bir kenara atmalıyız. Bugünün sorunlarına çözüm ararken, yarının liselerinin sorunlarının da tespitini de yaparak reçeteler yazacağız. Eğitimde yapılanlar sayesinde Türkiye Avrupa’nın, Bursa da İstanbul’un arka bahçesi olmaktan kurtulacaktır. Çocuklarımız büyüyor, onun için yarınlar aydınlık olmalıdır” dedi.

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ ATİLLA GÜLSAR, EĞİTİM LİDERLİĞİNİ ANLATTI
İl Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar ‘Eğitim Liderliği’ konusunda gerçekleştirdiği sunumun ilk bölümünde bilginin ve bilgiye yatırımın önemine değindi. Dünyadaki dönüşümü algılayanların, önce bilgiye yatırım yapmanın önemini keşfettiğini söyleyen Gülsar, “ Bugün bilgiyi depolama değil, onu kullanma ve ondan yeni bilgi üretme gücün belirleyicisi haline gelmiştir” dedi.

Bilginin bu derece önem kazanmasının, bilginin en önemli kaynağı olan eğitim kurumlarının işleyişini, yönetimini, programlarını değişmeye zorladığına işaret eden Gülsar, “Bilgi toplumu diye adlandırılan bu yüzyılda, bireylerin eğitim sistemlerindeki değişiklikle paralel olarak eğitim anlayışı da farklılık gösterecektir. Yeni gelişmeler, eğitimin var olan öneminin daha da artacağı konusunda ipuçları vermektedir” diye konuştu. 

LİDERLİK SANATI
Büyük değişimlerin yaşandığı, yeni değerlerin yükseldiği, geleceğin kestirilemediği dönemlerde yeni bir yön çizecek liderlere ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Atilla Gülsar, “İnsanları peşinden sürükleyebilmek, yaptırmak istediği şeyleri kişilere, onların kendi arzuları ile yaptırabilmek ve insanları harekete geçirebilmek liderlik sanatıdır. Lider, büyük değişimlerin yarattığı fırsatları yakalayabilen, belirsizlik ve tehlikelere rağmen bu fırsatları değerlendirerek kurumuna yeni açılımlar getirebilen kişidir. 21. yüzyılın örgütleri bu gerçeği kabul etmeli ve çalışanlarının tamamının katılımı ile sürekli öğrenme ve davranışlar geliştirme sistemi kurmalıdır” şeklinde konuştu. Lider yöneticide bulunması gereken özellikleri anlatan Gülsar, bir liderin öncelikle, dürüst, amaçlarında ısrarcı ve onların sürekli takipçisi, öz saygısı yüksek, güçlü bir benliğe sahip karakterde olması gerektiğini söyledi.

GELECEKTE EĞİTİM SİSTEMİ
Yeni bin yılda toplumların varlıklarını koruyabilmeleri için eğitim örgütlerine önemli görevler düştüğünü vurgulayan Gülsar, “Bu görev, kendi dışındaki diğer toplumlarda meydana gelen gelişmeleri aynen transfer etme yönünde değil, kendi özelliklerinin farkında olarak, onları kendine uydurarak uygulamaya dönüştürmesi yönünde olmalıdır. Bu nedenle eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasında toplumların kendilerine uygun şekilde bir örgütlenme gerçekleştirmelerine dikkat edilmelidir” dedi.

BİLGİ TOPLUMLARINDA ‘ÖĞRENEN OKUL’
Bilgi toplumlarında ‘öğrenen okul’ kavramından da bahseden Gülsar, “Bilgi toplumlarını da her geçen gün gerçekleşen bilgi artışına uyum sağlamak için bireylerin öğrenmeyi öğrenmeleri gereği gibi, bilgi toplumunda örgütlerin de ‘öğrenen örgütler’ olmaları gereklidir. Öğrenen okula liderlik edecek okul yöneticisinin öğretimsel lider olması yetmez. Aynı zamanda öğrenen ve öğretmenleri öğrenmeye özendiren bir lider olması gerekir. Kendi kendini yetiştirme sorumluluğu, öğrenen okullara liderlik etmenin en can alıcı noktasını oluşturur” diye konuştu.

YÖNETİCİLER MODEL OLMALI
Okul yöneticilerinin öğretmenler ve öğrenciler üzerinde bireysel öğrenmeye liderlik yapma konusunda model olması gerektiğini ifade eden Gülsar, “Günümüz örgütlerinde işlerin daha çok bilgi temelli olması, çalışanların sürekli olarak bilgi alıp istemesini zorunlu kılmaktadır. Eğitim liderinin etkililiği eğitimin dışına çıkmadığı müddetçe hep sınırlı kalacaktır. Eğitim lideri diğer sektör, disiplin, fonksiyon ve kültürlere geniş açılı bir bakış açısıyla bakmadığı sürece geleceği net göremeyecektir. Liderin sürekli öğrenen birisi olması gerekir” şeklinde konuştu.


PROF. DR. BAYKAL, “ÖLÇME SİSTEMLERİNDE ADALETSİZLİK VAR”
Eğitimin insanın bir takım davranışlarının geliştirildiği bir süreç ve her aşamasında başarı için bir yetenek ölçümünün yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ali Baykal, “En çok başarı yetenek ölçümü yapılır, bunlar da sınavlardır. Sınav sözcüğü pek sevilmez çünkü Osmanlıcadan gelir ve sıkıntı demektir. Hayatın her aşamasında ölçme gerekli ama bu belli bir felsefeye dayanır. Eğitimin bir bilim olmasını düşünürsek, her bilimde ve uygulamada bir ölçme vardır” dedi.

Türkiye’de sınavların çok eleştirildiğini çünkü sistemin çok acımasız ve yıldırıcı olduğunu söyleyen Baykal, öğrencilerin başarılı olmalarına rağmen bu sebeplerden dolayı sıralamada istedikleri yerlerde olmadıklarını dile getirdi. İyi bir ilkokula gidemeyen öğrencinin iyi bir liseye gedemediğini dolayısıyla iyi bir üniversiteyi de kazanamadığının altını çizen Baykal, “Bu sistemde bir adaletsizlik var ve sınavlarda bunları ortaya çıkartıyor. Eğer eğitim kalitesi artarsa ve yaygınlaşırsa seçme sınavları da daha az can yakıcı olacaktır, bu arz talep meselesi tabiki” şeklinde konuştu.

Türkiye’de ki seçme sınavlarının bir başka sonucu olarak dershane sektörünün kurulmuş olması olarak gösteren Prof. Dr. Ali Baykal, “Dershaneleri ben şahsen sakıncalı görmüyorum ama okulun alternatifi olunca tehlikeli oluyor. Yatırılan paralar eleştiriliyor ancak bu durum dershanelerin kabahati değil. Tam tersine eğitim kurumlarının bu durumda olmasından kaynaklanıyor” dedi.

PROF. DR. BAYKAL, “AİLELER RİSK ALMAMAK İÇİN ÇOCUKLARINI DERSHANEYE GÖNDERİYOR”
Aileler çocuklarının çok başaralı ve çalışkan bir öğrenci olsalar dahi sınavı kazanamama riskinden dolayı dershaneye gönderdiklerini ifade eden Prof. Dr. Ali Baykal, “Psikolojik bir durum bu. Aileler bir kaç milyar para için çocuğunun hayatını riske atmamak için dershaneye gönderiyor. Ama dershanelerin gerçek bir yanı var sınava hazırlama yönü öğrenciye katma değer sağlıyor” dedi. Okulların toplumun diğer kurumlarına göre daha farklı sorumlulukları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ali Baykal, “Okulun işlevi sadece başarı sınav kazandırmak değil bir sosyalleşme kurumudur. Okulda çevre edinilir,  estetik değerleri öğrenilir. Ama sınavda belirli sorular sorulur. Bırakın sınavları okullar her zaman eleştirilen kurumlardır. Okulların dershanelerle karşılaştıramayacağımız kadar pek çok işlevleri var. Okullarda, sentez, yaratıcılık, uyum gibi nitelikler kazandırılıyor ancak sınavlarda bunlar ölçülmüyor” diye konuştu.

Bütün eleştirilere rağmen sınavdan yana olduğunu ancak sistemin daha iyi hale getirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Baykal, “Şu anki sınav sistemi kötülerin içinde en iyisi. Sınavlar mademki zorunlu daha iyi hale getirmekte mümkün. Soruların kalitesinde bazı değişiklikler yapılabilir. Sınavlarda sorular çok çeşitli olmalıdır. Ama bunun da sınırları var. Bu tür seçme sınavlarının nesnel olması yani güvenilirliğinin tam olması gerekir” dedi. Mevcut sınav sistemindeki bozukluklara ve eğitimdeki sorunlara rağmen öğrencilerin ders çalışması gerektiğinin altını çizen Baykal, çünkü sınavı kazanamasalar bile çalışmalarının boşa gitmeyeceğini söyledi.

PROF. DR. SALİH ÇEPNİ, “ÜNİVERSİTELERİMİZ İLK YILLARINI LİSENİN AÇIĞINI KAPATMAK İÇİN HARCIYOR”
Prof. Dr. Salih Çepni, ‘Eğitim Sürecinde Dün, Bugün ve Yarın’ konulu konuşmasında Türkiye’de 60’lı yıllarda aktif olarak iki tane üniversite bulunduğunu ve eğitimde çok büyük sıkıntılar yaşandığını söyledi. Prof. Dr. Salih Çepni , “60’lı yıllarda orta mekteplerimiz fena, Liselerimiz iyi değil, yüksek tahsil yapanlarımız ise iyi yetişmiyordu. Maarifimiz, eğitim sorunlarını çözebilecek bir yapıda değildi” dedi.

2009 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de ki üniversite sayısının 131’e yükseldiğini ve tartışılan konuların farklılaştığını dile getiren Çepni, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim sorunlarını çözmek için büyük gayret sarf ettiğini fakat sorunların her geçen gün katlanarak çoğaldığını söyledi. İlköğretim okullarının arzu edilen kaliteyi yakalamaktan uzak, Liselerin ise her geçen gün kötüye gittiğini söyleyen Çepni, “Okul öğrenciyi yaşama hazırlamada yeterli olmuyor, hatta öğrenciyi köreltiyor. Okullarda şiddet her geçen gün artıyor. Üniversitelerimiz ilk yıllarını lisenin açığını kapatmak için harcıyor. Üniversitelerimiz araştırıcı-sorgulayıcı birey yetiştiremiyor, mezunlarını gerçek ve mesleki yaşamına hazırlayamıyor” diye konuştu. Türkiye’de ki eğitim sisteminin acilen değiştirilmesinin kaçınılmaz duruma geldiğini ifade eden Çepni, “ İşe nereden başlamalıyız? Tercih edilen başlama noktası: Eğitimde köklü bir felsefe değişime gitmek. Eğitimdeki programlarımız, 2000 yılına kadar daimicilik ve esasicilik, daha sonraki yıllarda ise ilerlemecilik, yeniden kurmacılık, karma felsefeleri içeriyor” şeklinde konuştu.

Bilim, araştırma, tasarım, teknoloji ve veritabanlarına yakın olan bir öğrenci profiline doğru gidildiğini söyleyen Prof. Dr. Çepni, “Gecikmiş bilim insanı” profilini yavaş yavaş kıran, “etkili bilim insanı” olabilecek bir özelliğe sahip öğrenciler yetiştiğini dile getirdi. Masraflı, hareketli, gürültülü, düzensiz, beceri gelişimine göre değişebilen, zengin öğrenme nesneleri ile donatılmış bir öğrenme ortamına gidildiğini söyleyen Çepni, yeni bir sınav sisteminin nasıl olması gerektiğini şu şekilde anlattı: “Kısa Vadede: 3’ncü Uluslararası Matematik ve Fen Araştırması (TIMMS) ve Uluslar arası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sorularının yapısına uygun, Uzun Vadede: Programlardaki becerilere yönelmiş ve süreç odaklı olmalıdır” dedi.

Prof. Dr.Salih Çepni, yenileşme hareketlerinde niçin istenilen verimi alamıyoruz sorusuna ise şöyle yanıtladı: “Değişime karşı her zaman bir direncin olduğu veya olabileceği, nasıl öğrenilirse öyle öğretilir gerçeği, Programın Terminolojisini Tanıma: İlk defa karşılaşılan yeni terimler ve pratikteki uygulamalar, Programın Temelini Oluşturan Problem Çözme ve Proje Tabanlı Öğretim konusundaki yetersizliklerdir”. Öğrenme teorilerinin veya felsefelerinin teorik temellerini veya uygulamaya dönük basamaklarını kuramsal olarak anlamak, anlatmak gönülden desteklemek ve bunlara dayalı program geliştirmenin bugünkü bilim insanlarımız için oldukça kolay olduğunu söyleyen Çepni, bu yeni yaklaşımları pratiğe yansıtmak için kültür oluşturmak oldukça zor ve uzun soluklu bir süreç ancak bu yolda kararlı yürümeye ant içmemizin gerektiğini dile getirdi.

Türkiye olarak en büyük avantajımızın ailelerin çocuklarının eğitimlerin vermiş oldukları önem ve bu alanda yapmış oldukları harcamalar olduğunu ifade eden Çepni, “Varılacak noktanın kendisine güvenen, kendisi hür, vicdanı hür, bilgi ve becerilerle donanmış, bilime inanmış ve bilimsel faaliyetlerde bulunma yönünde pozitif tutum geliştirmiş, genç ve kararlı bilim insanlarına kavuşmuş, böylece, Atamızın işaret ettiği, ‘Muasır Medeniyetler’ düzeyine çıkmayı başarmış bir ülke olmalıdır” dedi.

PROF. DR. MURAT ALTUN ‘GELECEĞİN LİSESİNDE MATEMATİK ÖĞRETİMİ’ Nİ ANLATTI
‘Geleceğin Lisesinde Matematik Öğretimi’ başlıklı sunumunda Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Altun, lisede matematik eğitiminin bugünkü durumunun kısa bir değerlendirmesini yaptıktan sonra geleceğin liselerinde olması gereken matematik eğitimi hakkında görüşlerini aktardı. Günümüzde lisede matematik öğretimi, diğer derslerde de olduğu gibi, belirlenen hedeflere, geliştirilen müfredatlara rağmen, üniversite sınavlarının yazılı olmayan güçlü etkisinde kaldığı ve ona göre şekillendiğini dile getiren Altun, dershanelerin tümüyle bu etkinin sonucunda oluştuğunun altını çizdi.

Yaklaşık 20–30 yıl öncesine göre, ders kitabı kullanımında büyük bir düşüşün olduğunu savunan Altun, “Ders kitaplarının içeriği zayıflamıştır. Kavram bilgisinin tartışıldığı veya tartışılması için fırsatlar sunan metinler kitaplardan çıkarılmış, ispat yapma düşüncesi göz ardı edilmiştir. Son yıllarda bu eksikler kısmen giderilmiş ve öğretim etkinliklerine yer verilmiştir. Kitaplar dolayısıyla, ders işleme niteliğinin zayıflamasının bir başka nedeni üniversite sınavları için belirlenen konu kapsamının daraltılmasının derslere yansımasıdır” dedi.

‘EMEK VAR YARAR YOK’
Günümüzün lisesinde matematik eğitiminde emek olmasına rağmen ülke ve toplumun lise eğitiminden beklenen yararı sağlayamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Altun, “Bir ölçü olarak, lise 1. sınıf düzeyine tekabül eden PISA raporlarında Türkiye ve Yunanistan son iki ülkedir. Bunlar Avrupa’nın dershaneciliğe önem veren iki ülkesidir. Eksiğin nedeni; MEB’in lise eğitimi için koyduğu hedeflerin belirleyici olmasından ziyade, lise eğitiminde başta üniversite sınavları olmak üzere, başka faktörlerin belirleyici olmasında aranabilir” diye konuştu.

Lise matematik eğitiminde mutlaka bir değişime ihtiyaç olduğunu vurgulayan Altun, “Bu ihtiyaç iki temel nedene indirgenebilir. Bunlardan birincisi; Öğrenme kuram ve uygulamalarındaki gelişmeler. İkincisi ise; Matematiğin ne olduğu ve matematikten ne beklendiği algısındaki değişikliktir” şeklinde konuştu.

İKİ TEMEL YAKLAŞIM
Yapılandırmacı yaklaşım ve gerçekçi matematik eğitimi olarak iki kuramın matematik eğitimini etkilediğini söyleyen Altun, yapılandırmacı kuram ve gerçekçi matematik eğitimi hakkında bilgi verdi.  Yapılandırmacı yaklaşıma göre bireyin bilgi ve beceri kazanma sürecine, bilinçli ve güçlü bir katılımı olduğunu dile getiren Altun sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu özellikler, sınıfı geleneksel derslerde hakim olan ‘yaslanın geriye ve dinleyin’ formundan çıkarıyor ve bireylerin hareketli olduğu öğrenmelerinin sorumluluğuna ortak olduğu ortamlara dönüşüyor.”

Sınıfta yapılandırmacı yaklaşımın gerçekleştirilebilmesi için yapılaması gerekenlerden örneklerde veren Prof. Dr. Murat Altun, “Öğretim küçük gruplarda (tercihen 2 veya 3 kişi) etkinliklerle sürdürülmeli, sonra sınıf tartışması açılmalıdır. Etkinliğin sahibi öğrenci olmalıdır. Öğrenciler ne yapmakta olduklarını açıklayabilmelidirler. Öğrenci çalışma konusu ile ilgili olarak hem arkadaşlarıyla hem öğretmenleriyle tartışabilmelidir. Etkinlik zihinsel bir karmaşayı açıklığa kavuşturabilmelidir” dedi.

Gerçekçi matematik öğretiminin geleneksel matematik öğretimine meydan okuma olarak ortaya çıktığını anlatan Altun, “Freudenthal’e göre matematik bir insan aktivitesidir, keşfedilmez icat edilir. İnsan çevresindeki olayları kontrol altında tutmak için onları sayar, ölçer, sınıflar, sıralar. Bu kurama göre matematik öğretiminin gerçek hayat problemleri ile başlaması ve matematik yapma gereksinimi öğretimin ana ilkesi olmalıdır” diye konuştu.
 
‘İCATLARIN TEMELİNDE SIRA DIŞI SORU VARDIR’
“Öğrenme etkinlikleri ister yapılandırmacı yaklaşıma ister gerçekçi matematik öğretimine uygun olsun, sıra dışı problemlerin ve bunların öğretimindeki önemini ortaya koyuyor. Unutmamak gerekir ki, her türlü icat ve gelişmenin temelinde sıra dışı bir soru vardır” diyen Altun, bu durumun öğretim çalışmalarını desteklemek için problem çözmenin, bugün bilinen şeklinden farklı olarak, yeniden ele alınması, problem çözme stratejilerin öğretiminin önemsenmesi gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi.

GELECEĞİN LİSESİNDE UYGULANMASI GEREKENLER
Geleceğin lisesinde iyi tasarlanmış, problem temelli, yaşanan hayatı konu edinen öğrenme etkinliklerine, küçük grup tartışmalarının önemine ve öğretimde sıra dışı ve otantik problemlerin önemine vurgu yapılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Altun sunumun şöyle noktaladı: “Böylece öğrencilere soru üzerinde derin düşünme fırsatı verilmiş olur ve öğrenciler kendi bilgilerini oluşturma fırsatı yakalamış olurlar. Böyle tasarlanmış bir öğretim, olayların üzerinde düşünen, konuşan, olaylara mantıklı yaklaşan, girişim geliştiren, girişimini değerlendiren, ihtiyaca göre düşüncesini değiştiren çağdaş bireylerin yetişmesine ciddi katkıda bulunacaktır. Ülkenin ihtiyacı da budur”

ZAFER BULUT, ÖZEL EĞİTİM KURUMLARININ EĞİTİMDEKİ YERİ VE ÖNEMİNİ ANLATTI
Türkiye’de kamunun eğitime ayırdığı meblağların çağdaş eğitimi karşılamaya yetmediğini belirten Zafer Bulut, dünyanın ise kamu yükünü özel sektöre devrettiğini dile getirdi. OECD ülkelerinde eğitim harcamaları Gayrisafi Yurtiçi Hâsılanın (GSYİH) ortalama yüzde 5,9’u, Türkiye’de ise yüzde 3,7 olduğunu ifade eden Özel Bursa Kültür Okulları Kurucusu Zafer Bulut, “Türkiye’de ortaöğretimde yıllık öğrenci başına düşen harcama bin 428 dolar. 1998 yılında bir ortaöğretim öğrencisine yılda 965 dolar öderken 2006 yılında bu rakam Bin 428 dolar oldu. Artış hızı diğer ülkelere oranla yüksek olmasına rağmen Türkiye öğrenci başına harcama bakımından hala OECD ülkeleri içinde en düşük seviyededir” şeklinde konuştu.

ÖZEL OKULA GÖNDERME ORANI, EKONOMİK DÜZEYLE ORANTILI DEĞİL
Türkiye’de ki özel okullaşma oranlarının ekonomik kriz zamanlarında dalgalı olduğunu mehter yürüyüşü benzeri iki ile bir geri seyir izleyerek dar bir aralıkta çok yavaş bir yükselme gösterdiğini ifade eden Bulut, “2001'deki ekonomik kriz, özel öğretim kurumlarında yüzde 16 küçülmeye sebep olmuştu. Kriz, özel okulların bir kısmını zor durumda bırakmanın ötesinde, kapanma noktasına getirdi. Küresel krizin özel okul öğrenci sayılarında yüzde 16–20 arası bir kayba neden olacağı öngörülüyor. Türkiye’de özel teşebbüsün okullaşma oranı ise yüzde 2,24, Bursa’da ilköğretimde yüzde 2,71, ortaöğretimde ise yüzde 2,3’tür. Ailelerin çocuklarını özel okula gönderme oranı ekonomik düzeyleriyle doğru orantılı olmadığı ortaya çıkmaktadır” dedi.

Zafer Bulut, özel öğretim kurumlarının da eksiklerinin olduğunu ve ancak bu sorunların çözümünün özel eğitim kurumlarının içyapısında aranması gerektiğini dile getirdi. Halen Bursa’ da kamu okullarından bazılarının özel öğretim kurumlarından ileride olduğunu söyleyen Bulut, ancak özel okulların da kendilerini verimlilik ve kalite açısından değerlendirmeleri gerektiğini ifade etti.

DEVLET, ÖZEL ÖĞRETİME DESTEK VERMELİ
İlköğretimde özel okulların akademik başarısı yüksek, ortaöğretimde ise kamu liselerinin akademik başarıları yüksek olduğunu söyleyen Bulut, “Türkiye’de, devlet özel okullara hakettiği statüyü vermiyor. Özel teşebbüs olarak özel okulların odaları dahi yok. Vergi yükü gelişmeye engel. Otomotiv, beyaz eşya ve internet sektöründe özel tüketim vergisi (ÖTV); konut, mobilya, bilgi teknolojileri, makine gibi sektörlerde katma değer vergisi (KDV) indirimi yapan devletin özel öğretime de destek vermesi gerekir" dedi.

Öğrenci merkezli eğitim kavramının son yılların yaygın bir kavramı hale geldiğini fakat farklı yorumlara açık olduğunu söyleyen Bulut, “Kimi kurumlarda öğrenci merkezli eğitim, öğrencinin her beklentisine cevap vermek, onu üzmemek, incitmemek, öğrencinin varlığını hangi şartlarda olursa olsun sağlamak gibi algılanmaktadır. Hâlbuki öğrenciyi eğitimin merkezine alıp derslikte edilgen olmaktan çıkarıp aktif hale getirmek, her türlü eğitim etkinliğinde ona başrol oyuncusu muamelesi yapmak gerekir. Doğaldır ki başrol oyuncularının sorumlulukları diğerlerine göre daha fazla olacaktır” diye konuştu.

ÖZEL OKULLAR, YÜZDE 55 KAPASİTE İLE ÇALIŞIYOR
Öğrenci merkezli eğitimin diğer ayağı da her öğrencinin bireysel ihtiyacını analiz edip her öğrenciye sadece kendine has çözüm formülünü verebilecek yazılım ve planlamaları uygulayabilmek olduğunu ifade eden Bulut, ancak bunu bir teoriden öte pratik ve hızlı yapabiliyor olmanın daha çok önem arz ettiğini dile getirdi. Devletin üstlenmesi gereken yükü paylaşan özel okulların şu an kapasitesinin yüzde 55'i ile çalıştığına dikkat çeken Bulut, özel okulların 750 bin civarında öğrenciyi okutabilecek fiziki imkânları olmasına rağmen yarısıyla yetinmek zorunda kaldığını ifade etti. Bulut, Türkiye’de halkın özel okullar hakkındaki genel kanaatinin, varlıklı ailelerin çocukları için oluşturulan, öğrencinin eğitim açısından eksiklikleri görmezden gelindiği, sanal bir mutluluk ortamı olarak bilindiğine dikkat çekti.

KÜLTÜR OKULLARINDAN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Zafer Bulut, Türkiye’de ki okulların çözüm bekleyen problemleri ve Özel Bursa Kültür Okulları’nın uygulamalı çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı: “Eğitim süreleri, günlük ve yıllık olarak yeniden düzenlemelidir. Sınıf yoğunlukları azaltılarak öğrenci başına düşen öğretmen sayısı arttırılmalıdır. Öğrencinin okul dışı eğitim destek ihtiyacının önüne geçilerek öğrencinin eğitim anında beslenme gereksinmelerinin karşılanması gerekir. Öğrencinin haberleşme araçlarını kullanım şartları ayarlanarak fiziki güvenlik sorunlarının teknolojik yöntemlerle çözülmesi gerekir. Öğrencilere, rahatlatıcı ve sosyal gelişim için aktivite ve etkinlikler düzenlenmelidir. Öğrencinin kimlik gelişimi, akademik başarı, veli iletişimi, öğretmen verimliliğinin ölçülebilir denetim mekanizması, öğretmen seçebilme özgürlüğü, öğretmenin mesleki tatmin yaşaması” dedi.

TÜRKİYE’DE Kİ ÖZEL OKULLARDAN FARKLIYIZ
Özel Bursa Kültür Okulları olarak oluşturdukları eğitim ortamının Türkiye gerçeklerinden oldukça farklı olduğunu ifade eden Bulut, “Biz ilköğretimde elde ettiğimiz başarı formülümüzü lisede de uygulamaya hazırız. Bu toplantıdan, lise planlamalarımıza ışık tutacak ipuçları içermesi beklentimiz var. Bizim yaşama geçirdiğimiz niteliklerimizin ülke geneline yaygınlaştırılması için mevcut derslik sayısının 4 katına çıkarılmalıdır, norm kadroyla belirtilen öğretmen sayılarının 5 misline çoğaltılmalıdır.  Öğretmenlerin maaşları, sosyal hakları, özsaygıları, meslek içi hizmet alımları en iyi düzeye getirilmelidir. Okulda geçirilen sürenin 180 günden 240’a çıkarılmalı ve tam gün eğitime geçilmelidir. Öğrenciye 10 günde bir kitap okuma imkân ve şartları sağlanmalı, yılda 30–40 arası roman-inceleme okunabilmelidir. Beden eğitimi dersinde, isteğe bağlı bir spor alanını, müzik dersinde de istediği enstrümanı öğrenme imkânı bulabilmelidir” diye konuştu.

Türkiye’nin ilk gündem maddesi eğitim sorunu ise bu problemleri aşmanın mümkün olduğunu dile getiren Zafer Bulut, Özel Kültür Okullarının batı dünyasının eğitimde öngördüğü tüm hedefleri gerçekleştirdiğini söyledi. Bulut, Potansiyellerinin ve güçlerinin farkına vararak çözüm odaklı çalışmaya devam ettikleri takdirde bu deneyimlerinin orta öğretim için de referans alınabileceğini ifade etti.

PROF. DR. İSMAİL NACİ CANGÜL, AB’DE YÜKSEK ÖĞRENİME GEÇİŞ KONUSUNU ANLATTI

“AB’de Yüksek Öğretim Programlarına Geçiş” başlıklı sunum gerçekleştiren Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Naci Cangül, Türkiye’deki mevcut durumu değerlendirerek Türkiye ve AB’deki yüksek öğrenime giriş konusunu ele aldı. 

Cangül, sunumunun başında Türkiye’nin mevcut durumuna ilişkin bilgiler verdi. Türkiye’de ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde eğitimin kamu tarafından verildiği gibi özel kuruluşlarca da verilebileceğini söyleyen Cangül, yükseköğretim kademesinde ise kar amacı gütmemek koşuluyla sadece vakıfların yükseköğretim kurumu kurabileceğini hatırlattı.

Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının üniversiteler, yüksek teknoloji enstitüleri ve bağımsız meslek yüksekokullarından oluştuğunu hatırlatan Cangül, az sayıdaki meslek yüksek okulları hariç, tüm yükseköğretim kurumlarının üniversite çatısı altında toplandığını söyledi.

TÜRKİYE’DE YÜKSEKÖĞRETİME GİRİŞ
Yüksek öğretime giriş koşullarını anlatan Cangül, “Bir ortaöğretim diplomasına sahip olma ve merkezi olarak ÖSYM tarafından düzenlenen ve Öğrenci Seçme Sınavı -ÖSS olarak adlandırılan giriş sınavlarında başarılı olmaya bağlıdır. Sınav sonuçlarının değerlendirilmesinde, öğrencilerin ortaöğretim başarı puanları da dikkate alınır. Adaylar başarı sıralaması ve tercihlerine uygun olarak ÖSYM tarafından bir yükseköğretim programına yerleştirilirler” dedi.

AB’DE YÜKSEK ÖĞRETİME GEÇİŞ
Tüm Avrupa ülkelerinde yüksek öğretime giriş sistemlerinin farklı olduğunu dile getiren Cangül, “Tüm Avrupa ülkelerinde farklı giriş sistemleri mevcut olmakla beraber bazı bölgesel ortaklıklar nedeniyle ortak uygulamalar bulunmaktadır. İngiltere, Galler ve K. İrlanda’da üniversiteye geçiş sistemi UCAS (Universities and Colleges Admissions Service) aracılığıyla yapılmaktadır. Bu amaçla binin üzerinde alanda kurslar açılmaktadır. Süre 1-2 yıl arasındadır. Yaş sınırı yoktur. Başarı yüzdesi üçte iki civarındadır. Örneğin 2007 yılında başvuran 32 bin 265 adaydan 19 bin 925 tanesi yüksek öğrenime giriş hakkı kazanmıştır, bu da yüzde 62 başarı demektir. Portekiz ve İspanya’da da benzeri bir başvuru sistemi mevcuttur. Ancak 25 yaş üzeri başvuranlara özel kontenjanlar açılmaktadır. Kuzey İşbirliği (Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, İsveç) 1971’den beri ortak öğrenci alımı gerçekleştirmektedir” diye konuştu.
AB ülkelerindeki yüksek öğretim sistemlerinin oldukça fazla çeşitlilik gösterdiğini ifade eden Cangül, Türkiye’deki sistemin bir benzeri olan Birleşik Yükseköğretim Sistemi, geleneksel üniversiteler ile yükseköğretim düzeyindeki programlara sahip diğer kurumların içinde yer aldığı İkili Yükseköğretim Sistemi olarak iki başlık altında incelenebileceğine belirtti.

AB’NİN HEDEFİ ‘AVRUPA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’
Avrupa Birliği’nin 21. yüzyılda gerçekleştirmeyi amaçladığı hedefin, tek bir Avrupa Pazarı yaratarak Avrupa Birleşik Devletleri’ni oluşturmak olduğunu iddia eden Cangül, “Bu pazarda vatandaşların, malların, hizmetlerin ve sermayenin sınır tanımadan serbest dolaşımı öngörülmektedir. Ancak, Avrupa Birliği’ni oluşturan devletler, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi homojen bir yapıya sahip değildir. Bu ülkelerin kültürleri, dilleri, eğitim sistemleri ve vatandaşlarının düşünce tarzları birbirinden oldukça farklıdır” şeklinde konuştu.

AB ülkeleri arasında uygulanan yüksek öğretim sistemleri için öngörülen yapısal değişikliklerin çeşitli deklarasyonlar ile yapıldığını açıklayan Prof. Dr. Cangül sözlerini şöyle sürdürdü: “Sorbon Deklarasyonu, Alman, Fransız, İngiliz ve İtalyan Eğitim Bakanları tarafından 25 Mayıs 1998 tarihinde imzalanmıştır. Bunu, Avrupa’daki 31 ülkenin Eğitim Bakanları tarafından 19 Haziran 1999 tarihinde imzalanan Bolonya Deklarasyonu izlemiştir.”
 
Bologna Deklarasyonu’nun 2010 yılında bir Avrupa Yüksek Öğretim Alanı oluşturulmasını hedeflediğinin altını çizen Cangül, iki yılda bir yapılan eğitim bakanları toplantılarında eğitim süreleri, türü ve kapsamı, eğitim ücretleri, eğitim programlarının yapıları gibi konularda durum tespiti yapıldığını dile getirdi. Bazı ülkelerde, Türkiye’de de uygulandığı gibi, tüm yükseköğretim kurumlarının aynı çatı altında toplandığına işaret eden Prof. Dr. Cangül, “Bazı ülkelerde ise, üniversiteler ile üniversite dışı kurumlar olarak iki ayrı çatı altında yapılandırılmış yükseköğretim kurumları bulunmaktadır” dedi.

7-8 YILA KADAR UZUYOR
Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde kağıt üzerinde 3 ile 5 yıl arasında görünen eğitimin gerçekte 7-8 yıla kadar uzayan bir sürede ancak tamamlanabildiğini açıklayan Prof. Dr. Cangül, bu durumun nedenlerini “Bilgi yükü fazla ansiklopedik programlar, mezunlar arasındaki yüksek işsizlik oranı, eğitimin ücretsiz olması, üniversiteye giriştebir seçme işlemi yapılmadığı için öğrencilerin genellikle kendilerine uygun olmayan programlara başlamaları nedeniyle motivasyonlarının düşük olması, Öğrencilerin öğrenimlerine devam ederken başka bir işte çalışmaları” olarak sıraladı.

TÜRKİYE GELİŞMELERİ YAKINDAN İZLEMELİ
AB’ye aday ülke durumuna gelen Türkiye’nin yüksek öğretimle ilgili olarak ileriye yönelik planlarında, AB ülkelerinin yükseköğretimdeki eğilimlerini göz önüne alması ve bu alandaki gelişmeleri yakından izlemesi gerektiğine vurgu yapan Cangül, yüksek öğretimdeki bu gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de ortaöğretimin düzenlenmesi gerekeceğini hatırlattı.

Modern eğitim anlayışında öğrencilerin alanları dışındaki alanlardan seçmeli dersler almasının önemine değinen Cangül, “Ortaöğretimde de temel dersler dışındaki alanlarda elde edilen kazanımların önemi artacak, ekip çalışması, proje yönetimi, bilgiye ulaşabilme gibi kavramların edinilmesi ön plana çıkacaktır” diye konuştu.

ORTAÖĞRETİMDE YETERLİLİK BELİRLENMELİ
Sunumunun son bölümünde yeterlilik konusuna ağırlık veren Cangül, “Yükseköğretimde olduğu gibi ortaöğretimde yeterlilikler belirlenmeli. Bu ilk olarak ulusal seviyede, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmeli, daha sonra her kurum kendi hedeflerini de göz önüne alarak ulusal yeterliliklere paralel bir şekilde kendi mezunlarına kazandırmayı hedeflediği yeterlilikleri belirlemelidir. Bu yeterlilikleri kazandırabilmek için de kurumlar eğitim programlarını gözden geçirmeli, uygun yöntemlere daha fazla yer vermeli ve bu programları sürekli gözden geçirecek bir sistem kurmalıdır. Bu sistemde tüm paydaşların görüşleri alınmalı, bu görüşler her zümrede tartışılmalı, gerekli ince ayarlar yapılmalıdır” şeklinde konuştu.

PROF. DR. FERSUN PAYKOÇ İNSANIN GELİŞİMİ İÇİN DUYUSAL E SOSYAL BİR ORTAM OLARAK OKUL KONUSUNU ANLATTI
Eğitimde genellikle çocukların zihinsel açıdan değerlendirildiğini dile getiren ODTÜ emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fersun Paykoç, “Değişmek istiyoruz ve geleceğe hazırlanmak gerekiyor. Mutlaka öğrencilerin insani yönünün ortaya çıkarılması gerekiyor. Çünkü duyusal dediğimiz zaman insanın her şeyden önce değerleri açısından kendisini ve çevresinin geliştirmesi gerekliliğinin üzerinde durulması gerekiyor. Bilim alanına sorgulamayla bakarken insan ilişkilerine de aynı sorgulamayla bakmamız gerekir” dedi. 
Türkiye’de duyusal bakış açısının okul programlarında yeni yeni dikkate alınmaya başladığına dikkat çeken Paykoç, “Okul programlarına tesadüfe bırakılmayıp değerler eğitiminin de girmesini programlarda somut olarak görebiliyoruz. Fakat sadece  programlarda bulunması yetmiyor. Bunu uygulamada da görmemiz gerekiyor” diye konuştu.
DUYUSAL GELİŞİM ORTAÖĞRETİM VE YÜKSEK ÖĞRETİMDE DE GEREKLİ
Konunun sadece ilköğretimin sorunu olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Paykoç, “Konu aslında ortaöğretimin hatta yüksek öğretimin de sorunudur. Sadece sosyal alanların ya da sanat alanlarının sorunu değil, bütün alanların yani okulda yapılan tüm çalışmaların bir parçasıdır. Onun için bir okulda bir problem ile ilgili tüm öğretmenlerin bir araya gelip çalışması gerekmektedir. Artık yukarıdan gelen bir program, bildiri ya da genelge beklemek yerine her okulun kendi öğrencilerinin özelliklerine göre kendi programını ve projelerine oluşturması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
Duyusal gelişimin ortaya çıkarılması adına rehber öğretmenlerden, sanat tarihi öğretmenlerinden yararlanılmasının gerekliliğine değinen Paykoç,  “Zümreler arası çalışmalar olması lazım. Sosyal sorumluluk projelerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Proje temelli öğretim çok iyi uygulanırsa çok işe yarıyor. Hem zihinsel, hem duyusal hem de sosyal yönünün gelişmesini beraberinde getiriyor” dedi.
ÖZELEŞTİRİ ÖNEMLİ
Eğitim kurumlarının kendilerine dönük özeleştiriden kaçınmamaları gerektiğine de vurgu yapan Paykoç sözlerini şöyle noktaladı: “Okuldaki duruşumuzla yarattığımız kültür ile okul gelenekleri ile tavır davranış ile bir eğitimi yapıyoruz. Ama bunu nasıl yaptıkları noktasında okul yönetimi kendilerine dönük özeleştiri yapmalıdır. Bu mesele duyarlılık meselesidir. Okulların kendi kendilerini sorgulaması gerekmektedir. Çevreyi de katarak öğretmenler kendi arasında oturup bir takım çalışmalar yapmalıdır.”
EĞİTİM TEKNOLOJİLERİNİN ÖĞRENME SÜRECİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Öğrenmenin kişinin bireysel olarak gerçekleştirdiği bir olay olduğunu söyleyen Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alipaşa Ayas,  “Öğrenme olayının gerçekleşmesinde öğrenme ortamı ve öğrenmede öğrencinin duyu organlarına hitap eden nesneler önemlidir. Bilgi göze, kulağa, buruna, tat alma duyusuna ve dokunma duyusuna ne kadar fazla duyu organına hitap ediyorsa öğrenme o kadar kolay gerçekleşir ve o kadar uzun süre kalıcı olur” dedi.
“Eğitim teknolojisinde görselliği ve işitselliği arttırabiliriz. Bir kişinin algılama aralığı yetişkinler kadar değildir” diyen Ayas, sözlerini şöyle sürdürdü: “Öğrenciyi öğrenme ortamında tutamazsanız zihinsel dağınıklığa sebep olabilirsiniz. Sizi dinlemesi de zordur. Eğitim teknolojisi dendiğinde sadece bilgisayar, tepegöz gibi cihazlar akla gelmemelidir. Aslında çok geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Bunun içerisine interneti koyabilirsiniz. Öteki taraftan da öğretmenin kullandığı tebeşir ve tahtayı koyabilirsiniz. Aslında öğrenci ile iletişim işin doğasında vardır.”
GERİ DÖNÜŞ VARSA SORUN YOK
Öğretmenin verdiği bilginin geri dönüşünün olmasının sağlıklı bir iletişimin göstergesi olduğunu savunan Ayas, “Öğretmen sınıf ortamında bilgileri paylaşıyor. Bir mesaj gönderiyor. Çocuğun onu dinleyip dinlemediğini arada soracağı sorularla test etmesi gerekiyor. Dolayısı ile onlarla iletişim kurması gerekmektedir. Öğrenciden geri dönüş sağlanıyorsa o zaman iletişim sağlıklı gerçekleşmiş olur” dedi.

GELECEKTE BELKİ BİLGİ MARKETLERİ OLACAK
Gelecekteki okullar ve öğrenciler ile ilgili yorumda bulunan Prof. Dr. Ayas, “Gelecekteki okullar bugünkü gibi olmayacak, öğrenci ve öğretmenler de bugünkü gibi olmayacak. Gelecekte belki öğrenmenin nasıl gerçekleştiği tespit edilecek. Belki de bugün markete gidip nasıl ekmek alıyorsak, belki gelecekte gidip bilgiyi alabileceğimiz bilgi marketler olacak. Ama geleceğin insanının kesin olarak ihtiyaç duyduğu bir şey var. O da nasıl öğreneceğini öğrenmektir” ifadelerini kullandı.

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMELİYİZ
Bilginin hızlı bir şekilde arttığını hatırlatan Ayas, “Her insanın kendi alanında sahip olduğu bilgiler eskimeye devam ediyor. Dünyada ve Türkiye’de laboratuarlarda bilgi üretilmeye çalışılıyor. Bu bilgilerden teknoloji üretilmeye çalışılıyor. Bu bilgilere sahip olamadığımız zaman o bilgilere sahip olanlara göre zayıf duruma düşmüş oluyoruz. Bilginin üretilme hızını takip etmemiz mümkün değildir. Ancak aradığı bilgiyi nerede bulacağını öğrenirse ki biz buna öğrenmeyi öğrenme diyoruz. Geleceğin insanları ihtiyaç duydukları bilgiyi öğrenip bizi geçerler” diyerek sunumunu noktaladı.

 





 27 Mayıs 2009 Okunma Sayısı: 3017

Arkadaşına Gönder Yazdır
Sayfayı arkadaşınıza gönderebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Üye ol       |       Üye Girişi

 Diğer Röportajlar
 . Bülent Uygun'dan Gaziantep Eko Habere çarpıcı açıklamalar
 . MB HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Balat Jeotermal Enerjiyi Gaziantep EkoHaber'e anlattı
 . İpek Mekik Halı Yönetim Kurulu Başkanı Oktay Ceyhan,Başarı hikayesini Ortadoğu Business'e anlattı
 . Şahin Pamuk Burhan Cahit Bingöl; “Pamukta Amerikan Borsa’sı yerine, kendi borsamızı kurabiliriz
 . HEDEFTE 50 MAĞAZA VE 50 MİLYON DOLAR CİRO VAR…
 . “Plastiğe renk veriyoruz”
 . “Bu Yıl Hedefimiz 20 Milyon Dolarlık İhracat”
 . “Zirveyi temel kabul ediyoruz”
 . “Kadooğlu, Bitkisel Yağda İhracat Şampiyonu”

 

 
Köşe Yazarları Tüm Yazarlar  
Ortadoğu Business Haber Müdürü
Metin CARAV
YABANCILARIN KONUT YATIRIMINDA BURSA SEVDASI
Başyazı
Mustafa OSANMAZ
METİN AĞABEYİN ARDINDAN...
Ortadoğu Business Suudi Arabistan Temsilcisi
Ahmed Saleh AL HALABİ
RAMAZAN, NEFİS MUHASEBESİ İÇİN FIRSATTIR
MEKKE
Timur ÇAĞATAY
KOLESTEROL ADINDA BİR YALAN
Ortadoğu Business Karadeniz Temsilcisi
Av.Zekai GÜL
MİLLETİM VE MİLLİYETİM ADINA , SİZDEN ÖZÜR DİLİYORUM.. !
Yorum
Mehmet BARLAS
Başarı gibi başarısızlık da iktidardan sorulur
Yorum
Yiğit BULUT
Ekonomi 'büyük diyalektik' üzerine oturacak!
 
Ücretsiz Seri İlanlar

İş ve eleman ilanları
Emlak, otomobil ilanları
ANKET Arşiv 
Sizce Türkiye'nin en büyük sorunu nedir?
     
En Çok Okunan Haberler
• İSO 500 FİRMALARIN HAK ETTİĞİ DEĞERİ BULMASIDIR (4937)
• TÜRKİYE MARKASI OLMA YOLUNDA EMİN ADIMLARLA İLERLİYORUZ (4817)
• DOMOTEX TURKEY’DE KAŞMİR’E YOĞUN İLGİ (4670)
• ALTUNKAYA’YA TİM’DEN İKİ ÖDÜL BİRDEN (5882)
• GAZİANTEP’İN “İSO 500’’ BAŞARISI SEVİNDİRDİ (5066)
• KENTİMİZ İÇİN TEMİZ ÜRETİM BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR (4949)
• DOMOTEX Turkey, halı üreticileri için Avrasya'nın lider ticaret platformu (8504)
• ÖZ İKİZLER BAKLAVA ŞEHRİNE KÜNEFEYİ SEVDİRDİ (6038)
• GAGİAD BAYRAĞINI ÖZDURAK, TEZEL’E DEVRETTİ (5948)
• KONUKOĞLU’NDAN GAZİANTEP’E YENİ OSB MÜJDESİ (5675)
Gazeteler
Röportaj
“Kadooğlu, Bitkisel Yağda İhracat Şampiyonu”

Gaziantep’te faaliyet gösteren Kadooğlu'na ihracat şampiyonluğu ödülünü Başbakan Tayyip Erdoğan takdim etti.
Döviz Kurları
ALIŞ SATIŞ  
 Usd YTL
 Euro YTL
Yararlı Linkler Tüm Linkler 
Gaziantep Valiliği
Ortadoğu business
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi
Gaziantep Şahinbey Belediyesi
Gaziantep Şehitkamil Belediyesi
Gaziantep Sanayi Odası
Gaziantep Ticaret Odası
Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği ( TÜMSİAD )
MÜSİAD Gaziantep Şubesi
ORTADOĞU HALICILARI

 © 2009 Gaziantep Eko Haber
       Anasayfa        |       Reklam        |        İletişim        |        Sık Kullanılanlara Ekle        |        Açılış sayfası yap